10 Nisan 2013 Çarşamba

Scarlett Johansson'dan İdda'lı Ropörtaj

Bu ropörtajın eski olduğunu Scarlett takipçileri okuyunca anlar zaten. Tekrar vermemizin amacı Vogue 'de tekrar yayınlanmış olması. Ropörtajı Ayşe Erman yapmıştı hatırlarsanız. Ropörtaj Scarlett Johansson'un Ryan Renolds ile evli olduğu dönemlerden. Yani bildiğiniz gibi şu an Ryan gossip girl ün Serena'sı Blake Lively ile evli. İşte o ropörtaj




Baba, Danimarkalı bir mimar. Anne, Polonyalı bir prodüktör. Dede ise senarist ve film yönetmeni. İşte böyle bir aileye doğuyor Scarlett Johansson. New York Bronx’ta yaşayan orta sınıf bir Yahudi ailesi. “Çok varlıklı değildik” diye anlatıyor. 

Bir erkek, bir kız, bir de kendisinden 3 dakika sonra doğan bir ikizi var. Baba, sonradan tekrar evleniyor ve bir kardeşi daha oluyor. 9 yaşından itibaren annesi, kızını filmlerde rol kapabilsin diye, oradan oraya sürüklüyor. Ama bu röportajda da okuyacaksınız, Johansson her şeyi şahane bir şekilde anlatıyor. Hikâyede acı ve gözyaşı yok, varsa da ben bilmiyorum. 9 yaşında çektiği filmin adı North (Kuzey), arada başka filmler de oluyor ama biz onu Robert Redford’lu Horse Whisperer (Atlara Fısıldayan Adam-1998) filminden tanıyoruz. Yine, arada bir sürü film var, ama sonra Sofia Coppola’nın unutulmaz filmi Lost in Translation’daki (2003) performansı ona bir sürü ödül getiriyor. Ve tabii Vicky, Cristina, Barcelona. Woody Allen’la iki film daha yapıyor. Anlayacağınız, çok sıkı bir başarı öyküsü ve önlenemez bir yükseliş, yakında Oscar da alır. Aynı zamanda şarkıcı. Pete Yorn ile birlikte yeni bir albümü çıktı: “Break Up.” Kendisi gibi oyuncu Ryan Reynolds’la evli. Gerisi için bir zahmet röportajı okuyun...

*  Resmen kameraların önünde büyüdünüz. Çok çok erken başladınız kariyerinize. Normalde alkolik ya da kokainman olmanız gerekirdi! Bütün bu kadar erken başlayanlar bir şekilde dağılıyorlar çünkü. Siz ise tam tersine kariyerinizin tepesindesiniz. Sizin sorununuz ne?!

- Ben de iltifat edeceksiniz zannetmiştim!

*  Ediyorum aslında. İnanılmaz başarılısınız ve normalsiniz. Sizin farkınız ne?

- Küçük bir kızken tek hayalim aktris olmaktı. Ölüyordum bunun için. Ailem de bana destek olmak için elinden geleni yaptı.


*  9 yaşında bu işlere başlamak normal midir? 

- Bana öyle geliyor, çünkü başka türlüsünü bilmiyorum. Evet, annem beni filmlerin oyuncu seçmelerine götürdü ama onun dışında tamamen normal ve sıradan bir çocukluk. Her şeyi dengeleme konusunda dikkatli ve çok ilgiliydiler. Belki de bu yüzden hayallerimi gerçekleştirdim ama kendimi kaybetmedim. Aile yapınız sağlamsa, yırtıyorsunuz.

*  Sizin de 9 yaşında bir kızınız olsa, aynısını yaparsınız yani...

- İstediği buysa, neden olmasın?

*  İyi de insan 9 yaşında bilir mi ne istediğini?

- Ben biliyordum, bugünlerin hayalini kuruyordum. Siz bilmiyor muydunuz?

*  Ben valla astronot olmak istiyordum...

- Benim bundan başka bir hayalim hiç olmadı.

*  Kariyerinizi planlayan, aslen prodüktör olan anneniz değildi yani...

- Bakın, içinizde yoksa mümkün değil... Küçükken, evde koltukların üzerinde dans eder, şarkı söyler ve çeşitli numaralar yapardım, izleyen aile bireylerine de 50 sent keserdim. Sonra drama dersleri, müzik dersleri ve oyunculuk dersleri aldım. Yetmedi, oyunculuk okudum. Çünkü Judy Garland olmak istiyordum. “Meet me in St. Louis” filmini en az 30 kere izlemişimdir.

*  Oldum olası yetenekli bir çocuk muydunuz?

- 16 senedir şov dünyasında artan bir başarı grafiğiyle var olabildiğime göre, demek ki birileri bende bir ışık görmüş!

(Ben o anda anladım: Kadın, zor röportaj. Çünkü tutarlı, atıp tutmuyor, ne dediğini biliyor. Alçakgönüllü, ayağı yere basıyor. IQ’su yüksek. Sıkıcı olabilecek kadar sağlam duruyor. Bu bölümden size anlatabileceğim tek şey: Memeleri. Çok güzel görünüyorlar. Tamam dikler ama nasıl bir sutyen taktığını merak ettim. “Bu sutyenin markası ne?” diye soracağınız bir kadın değil ama... Ciddi. Ve biraz fazla hanımefendi. 
Ama o teni. Ah o teni... Acayip beyaz ve 
mermer gibi. Derin bir nefes alıp, sormaya devam ediyorum...)


GİZLİCE İSTANBUL’A GİTTİM, BÜYÜLENDİM

*  İstanbul’a hiç gittiniz mi?

- Evet. Gizlice. Ve şehrinize aşık oldum. Büyüleyiciydi. Üç gün kaldım. Tamamen turist gibi takıldım. Bulgaristan’da bir çekimdeydim, uçağa atladım gittim. Hayır, yalnız değildim. Tekrar görmek isterim...

Yaptıklarımla değil yapacaklarımla ilgiliyim

*  Kariyerinizde ilerlemenizde aşağıdakilerden en çok hangisinin faydası oldu?
a) Oyunculuk eğitimi
b) New Yorklu olmak
c) Seksi olmak
d) Çalışmak, disiplinli olmak

- İyi bir fiziğe sahip olmak etkili tabii. Meslekte ilerlemene yardımcı oluyor ama her şeyden önemlisi disiplin ve çok çalışmak. Bir hedef belirlemek, o hedefe ulaşıncaya kadar durmamak, yılmamak ve vazgeçmemek. 

*  “25 yaşındayım ve bir sürü şey yaptım. Hayatıma inanılmaz çok şey sığdırdım!” diyor musunuz?

- Hayır, kime göre çok? Her şey rölatif. Ben yaptıklarımla değil, yapacaklarımla ilgiliyim. Daha yapmak istediğim o kadar çok şey var ki. Her şeye yeni başlıyor gibi hissediyorum.

*  Peki ya ıskaladıklarınız?

- Kariyerime erken başladığım için mi? Mutlaka vardır ama beni o kadar mutlu eden bir işin içindeyim ki. Zaten bu iş dışında başka bir iş nasıl yapılır, onu da bilmiyorum.

*  Sahne korkunuz olduğu doğru mu?

- Evet. Bu kadar sinema filmi çeken birinin nasıl sahne korkusu var diyeceksiniz ama var. Aşmaya çalışıyorum.

*  New Yorklu olmak peki? “Her şeyin kalbi”nde doğmak, farklı mı?

- Oyunculuk açısından çok fark etmiyor. Ama New Yorklu olmak, 
kişiliğimi oluşturan şeylerin başında geliyor.

*  Musevi olmak?

- Hem evet hem hayır. Annem Musevi. Kültürel olarak tipik bir Musevi aileyiz ama dinin bütün ritüellerini yerine getirdiğim söylenemez. Çok geleneksel değiliz. 

*  22 Kasım’da nerede olacaksınız?

- Bir oyuna başlıyorum, çalışıyor olacağım.

*  Aynı zamanda 26 olacaksınız!

- Evet, o gün doğum günüm. Ama doğum günleri, benim için çok da özel günler değil. 

*  Ne istersiniz doğum gününüz için?

- Bir dilim pasta yeter.

*  Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?

- Yooo, pasta dışında ne isteyeyim?

*  Sizin için özel düşünülmüş bir şey, yeni evlisiniz, şahane bir kocanız var...

- Bir dilim pasta ve biraz kahkaha... Yeterli.

*  Şu anda rol mü kesiyorsunuz?

- Hayır, röportaj veriyorum!

(Ben de galiba can veriyorum! Bitti kariyerim! Bu kadın için ayak parmaklarıma kırmızı oje bile sürdüm. Gerçi hava soğuk, ayaklarımı kapalı bir pabuca sokmam gerekti. Ama olsun, en azından efor sarf ettim. Ve ruhsuza bak! Verdiği cevaplara bak! Bir dilim pasta istermiş. Dur bakalım devam edelim, belki kayda değer bir şey çıkar.)

CANIM İSTEDİ EVLENDİM

*  25’indesiniz... Ryan Reynolds’la evlisiniz. Neden bu kadar erken?

- Canımız istedi.

*  Hemen çoluk çocuk?

- Bana izin verin, bir nefes alayım, daha bir sürü oyun var sırada...

*  Vicky, Cristina, Barcelona... Herkes bayıldı o filme... Müthiş görüntüler, müthiş çekimler... Ve tabii iki kadın bir erkek... Bütün erkeklerin favori fantezisi... Özellikle de o iki kadın Penelope Cruz ve sizseniz... Erkeklerin iç çekerek sizi hayal etmesini eğlenceli buluyor musunuz? Gülüyor musunuz? Yoksa, umurunuzda bile değil mi?

- O filmdeki 3 karakter de, birbirine bir şekilde âşıktı. Sadece kadınlar o erkeğe kafayı takmış değillerdi, birbirlerini de seviyorlardı. Bana doğal geldi. Çok fazla düşünmedim üzerine. Filmden sonra bu kadar kıyamet kopunca da açıkçası anlamadım.

*  Siz çok mantıklısınız... Fazla mantıklı...

- Öyle mi?

*  Evet ve zor bir röportajsınız...

- Gerçekten mi? Üzüldüm sizin için. 15 dakika doldu, benim hazırlanmam gerekiyor. Teşekkür ederim. Kapı şu tarafta. Hoşça kalın...

HAYATIMDA APTAL SARIŞIN OLMADIM

*  Sizi tanımlayan beş sıfat?

- Duyarlı, düşünceli, sabırsız, şefkatli ve sarkastik...

*  Seksi? Kime Scarlett Johansson desem, aklına gelecek ilk sıfat bu olur...

- Öyle mi dersin?

*  Tabii ki. Bütün erkeklerin fantezilerini süslüyorsunuz. Siz kendinizi seksi bulmuyor musunuz?

- Zaman zaman buluyorum. İstediğim zaman seksi olabiliyorum. Her gün seksi görünmek için uğraşmıyorum.

*  Peki “yaşayan en seksi kadın” ilan edilmek, “seksi insanlar listesi”ni zorlamak... Nasıl bir his? 

- Müthiş. Kim istemez? Ama “Çok mu umurunda?” diyorsan, “Hayır, değil...”

*  Madrid’e sizinle röportaj yapmaya gideceğimi söylediğimde, tanıdığım bütün erkekler, “Beni de yanında götür” diye yalvardı, 
sevgilim dahil. Tüm bunlar, kendinize güveninizi artıyor mu?

- Yok, hayır. Gülümsüyorum sadece. Hem seksi olmak, özgüveni artıran bir şey değil. Pek çok baştan çıkarıcı kadın var ama özgüvenleri sıfır. Kendine güven, farklı bir şey. İnsanda o, ya var ya yok. Bence ben, kendine güveni olan bir kadınım, bunun da fiziksel görünümümle hiçbir alakası yok.

*  İnsan sizin kadar güzel olunca, “Ben aynı zamanda akıllı ve yetenekliyim” vurgusu da yapmak zorunda kalıyor mu?

- Hiçbir zaman “sarışın aptal kadın” kategorisine giren biri olmadım ki. Hayatımın hiçbir döneminde, entelektüel olarak kendimi kanıtlamam gerekmedi. Dolayısıyla, böyle bir kompleksim yok.

*  Woody Allen sizin için “Seksüel olarak inanılmaz baştan çıkarıcı” dedi...

- Onu çok seviyorum, hakkımda dilediğini söyleyebilir.

*  Ortak noktanız?

- Bir sürü... Ama New Yorklu ve Musevi olmamız mesela! Onun gibi bir dâhiyle çalışabildiğim için çok şanslıyım. Çok çok parlak, çekici, ve etkileyici biri Woody.

(Bu kadını omuzlarından sarsmak istiyorum... “Normal bir insan gibi davranmaktan vazgeç! Sen Scarlett’sin! O müthiş kadınsın! Ama yeniyetme Türk starları bile senden daha iddialı şeyler söylüyor ...)



ÇOK ZAYIF KADINLARIN NERESİ SEKSİ

 *  Siz 21. yüzyılın yeni Marilyn Monroe’su musunuz?

- Bu, kabul etmesi ve taşıması zor bir şey... Ona tapıyorum. Çok çok güzeldi. Müthişti. Farklı bir şey vardı onda. Ama çok benzer olduğumuzu düşünmüyorum. Yine de böyle bir tanımlamaya itiraz etmem. 

*  Siz, hep daha ince bedenli olmaya uğraşanlara, bunu pompalayanlara, o endüstriyi beslenenlere ateş püskürdünüz. “Çok zayıflık, seksi değil” dediniz. Ve kadınsı kıvrımları yücelttiniz...

- Evet ama haksız mıyım? Çok çok zayıf bir kadının neresi seksi? Hem sağlıklı bir görüntü de değil. Ben kıvrımları olan kadınları tercih ediyorum. Jeane Manson türü bedenler, bana daha iyi geliyor. Ama kişinin kendine kalmış tabii, sağlıklı olduğunuz müddetçe fark etmez. Yine de sadece bir yoğurtla günün geçirilmesini aklım almıyor.
(Şu an Hotel AC Santo Mauro’dayız. Odada, Johansson’un antipatik menajeri, Mango’nun İspanya temsilcisi ve     İstanbul Mango’dan Neşe Kohen var. Çıt çıkmıyor. Ben ikide bir, “Sahiden 15 dakika mı? Sonra beni kapının önüne koyacak mısınız?” diyorum. Menajer hiç gülmüyor, sadece “Evet” diyor. Gıcık adam. Ve sözünde duruyor)